16 Mart 2014 Pazar

Yine Yeni Yeniden Bir Quaföör Masalı

Ve işte yeniden bir kuaför macerasının ortasındayız sevgili tüketimseverler. Bir ilişkinin sonunda terkedilmiş, bir ilişkinin ortasında sıkılmış yahut bir ilişkinin başında beğenilme arzusuyla yanıp tutuşuyor değilim. Yeni bir iş ya da yeni bir ben istiyor da değilim. Hayat akıyor ve saçlar uzuyor sadece. Geçen seferki hezimetin ardından saçlarım beğenilince kuaförüme söylene söylene, ağlamaklı ve çocuksu bir şekilde salonu terkedişimle ilgili vicdan azabı duymaya başlamıştım. Bu hissi biraz olsun hafifletmek ve bu gidişimde beni öpmeye yeltenmeyen kuaförüme hakkını teslim etmek adına “bugün hiç sesimi çıkarmayacağım, kes!” dedim. Aynen de dediğim gibi yaptım, sonuçtan da mutlu oldum. Bu sessizliğim ve uyumluluğumu şen sohbetlerle de birleştirdim. Artık rahattım, burası “benim” kuaförümdü ve herkes ne yaptığını biliyordu. Kurutma aşamasında baktım halimden cesaret alan kuaförüm değişik bir fön stili tutturmaya başladı. Ona bile “bakıyorum orda sessiz sessiz yeni birşeyler deniyorsunuz” diyerek karşılık verdim. Cümlemin sonuna da bir minik kıkırdama ekledim, o da güldü: Birlikte mutluyduk. Kuaförümle aramda yeşermeye başlayan yeni ilişkiden esinle “biliyor musunuz ne zamandır saçımın bir parçasını boyamak istiyorum” diyerek bir üst aşamaya terfi ettim. O da bana “sen daha söze başladığında ben de bir parçasını açalım diyecektim” dedi. (Yatık yazılı kelimeleri aklımızda tutarak devam edelim). Yakınlaşıyorduk. Daha bir şenlendik ama o gün vakit epey geç olmuştu, ikimiz de yorgunduk. Bu işlemi yarına bırakacaktık. 
 
     şen başlangıç 
Ertesi gün randevumuza tam zamanında gittim, heyecanlıydım. Yavaş yavaş –ve acıyla- öğreneceğim kuaför jargonundan ilk kelime ile işleme başladık: Bir tutam saçım açılmak üzere kremimsi bir malzemeyle tanıştı. Bu işlem yarım saat bekleme gerektiriyordu. Yine de halimden o kadar memnundum ki koltuğa geçip alışveriş dergisi gibi bol renkli, parlak ve  içi buram buram saç boyası kokan dergilere bile bakmaya başladım. Dakikalar geçiyor saçım açıldıkça açılıyordu. Yarım saatin sonunda kuaför folyoyu aralayıp kontrol etti ama tekrar sardı. Bundan 10 dakika sonra yine aynı işi yaptı. Bundan bilmem kaç dakika sonra “ısıtacağız artık” diyerek fönle aluminyum paketi ısıttı. Bundan bir asır sonra yine ısıttı. Toplamda herhalde 1 saat sonra “böyle saç da %6-7 olur yani” dedi. Dakikalar geçiyor, saçım açılmıyordu. Hayatımda ilk defa bir lokma boya yaptırıyordum ve bu hal bana “bir daha yaptırma” der gibiydi. Saçım direniyordu. Aferin ona. 
 
    direniş
En sonunda o an geldi ve açılma işlemi tamamlandı. Bu arada ruh halim epey bozuldu çünkü bi’ lokma gri bir araya toplansın diye bu kadar vakit harcamış olmaya sinirlenmeye başlamıştım. Hayatımda kuaförde geçirdiğim en uzun süre bu olmuştu ve kafam bir araya toplanmamış epey beyazla doluydu zaten. Daha görmeden karar vermiştim: Çektiğime değmemişti.
Saç açılınca berbat bir sarı olmuş bu da beni epey eğlendirmişti. Hemen fotoğraf çekeceğim dedim çünkü kafamda bu rengi bir daha asla görmeyecektim nasıl olsa! Az sonra grileşme işlemi başlamadan bu görüntüyü çekerken çırağın “kurutalım da öyle çek” dediğini duyar gibi olup anlam veremedim, o an neşeliydim. 
 
     kuaförümün son gülümsemesi
Fakat birden başka işlem uygulamadan saçım kurutulmaya başlandı. Kuaförüm açma işleminin bittiğini belirtti. Ben “ama ben gri istiyordum, renk paletinden de gösterdim size, bununla alakası yok ki” diyerek kulağımdan ateşler çıkarmaya başladım. Kuaförüm de “e açık işte, beyaz oldu” gibi birşeyler geveledi. İsyanım büyürken gülerek “hadi hadi getir boyayı” dedi çırağa. Güya beni kandırmışlardı. Bu adam huyumu çok iyi öğrenmiş benimle oynuyordu. Kendimi buruşturulup bir tarafa atılmış gibi hissetmem normal değil miydi bu durumda sevgili tüketimseverler? Yine de o an içim rahatlamış ama kuaförümle ilişkimizi sorugulayarak griye doğru ilerliyordum. Bir miktar boya saçımda bekledikten sonra yıkandım kurulandım ve ortaya çıkan duman rengi olduğu iddia edilen rengin sarının en açık, en yıpranmış, en nişantaşı hali olduğunu anladım. Bu durumda kuaförüm:
1.     Renk körüydü.
2.     Benim isteklerimi anlamıyor, anlasa da umursamıyordu.
3.     İlk yıkamada işlem gerçekten bitmişti ve mutsuzluğumu görünce “biz zaten gri boyayı hazırlamıştık” ayağına yatmıştı.
Sonuç korkunç olmasa da kafamda zamanında çok defa “bir insan bunu kendine nasıl yapar*” dediğim renkle mekanı terk ettim. Kaşınmıştım. Saç zaten güzel güzel beyazlıyordu. Sadece birkaç yıl daha beklesem belki doğal olarak gelecekti istediğim gri tutam.
 
    kuaförümün saçı fönleyip boyalı bölgeyi ikiye ayırarak kullanma önerisi
Kuaförümün çırağı çıkarken “sen birkaç güne gel ben ona bir gri cila atarım” dedi. Bu da öğrendiğim ikinci terim oldu. Sonraları arkadaşlarımdan bu terimleri çokça duyacaktım.
Az önce, bir Pazar günü, kuaförüm orada yokken çırağıyla buluşmaya gittim. “Osman Bey yok ama” dediler. Ben de zaten kendisiyle görümeye gelmediğimi, bir cila işlemi için orada olduğumu bildirdim. Kelimeyi nasıl cümle içinde kullanacağımı henüz öğrenememiştim. Sonra adının Murat olduğunu öğrendiğim çırak saçıma kendi icat ettiğini bildirdiği 4 saniye süren işlemi uyguladı. Bu icat tanımlaması beni korkutmuştu ama işlem çoktan başlamıştı. Bu işlem, saça siyah boyanın kısacık bir süre sürülüp yıkanması ve bu sayede sarının biraz grileşmesi oluyordu. Gerçekten de biraz yeşile çalsa da artık saçım griydi. Fakat bunun tadını sadece 2 hafta çıkarabilecektim. Sonra akacaktı ve açılmış saç uzanıp kesilene dek kafamdan yok olmayacaktı. Bu da birkaç yıl demek olabilirdi! Ona neden o gün bu işlemi yapmadıklarını sorduğumda “Osman Bey’in işine karışmak istemedim” diyerek ne kadar prensipli olduğunu gösterdi bana. “E şimdi ne olacak söylecek misin ona” diye sorduğumda ise “söylerim tabi ama o gün yapamazdım” dedi. Murat’tan etkilenmiştim. Yılların kuaförü dururken üç günlük, akşamdan kalma –bunu az önce kendisi söylemişti- Murat beni anlamış kalbimi çalmıştı. Osman Bey’in boynuzu kulağını geçmişti.
Murat’la aktığında yeniden buluşmak üzere sözleşip Şok marketin yolunu tuttum. 
Mes’uttum. 
 
    gri 
*Sarışın tüketimsever dostlarım yanlış anlamasın lütfen. Beğenmediğim şey insanın sarışın olmadan bu kadar sarı olmaya çalışması. Sarışın olmayıp sarıya boyatanlar da kızmasınlar bana, neticede zevk meselesi sadece. Hikayemin şiddeti bozulmasın diye isyan içerisinde korkunç bir şeymiş gibi yazarak dillendirdim.