19 Nisan 2013 Cuma

Geçmişe Yönelik Pimpirikli Tüketici Hikayeleri 1 : Beni Hep Bu Set Üstü Ocak Mahvetti

Evet, pimpirikli tüketici: bu zat tabiki benim. Aslında birşey alırken artık o kadar çok kafa yormuyorum ama aldığım şeyin kalitesine dair endişelerim olabiliyor tabi. Hele ki konu teknoloji, makinalar falansa. Geçmişe yönelik bir mini hikayeyi anlatacağım şimdi:

Bir varmııış, bir yokmuuuş, bir zamanlar Erenköyü'nde oturan Burcu adlı bir kişi varmış. Efenim kahramanımızın annesi babası, bir gelişlerinde kızlarının mutfağındaki gaz kokusunu gidermeye yönelik tüm teknikleri denedikten sonra kokuya çözüm bulamayınca set üstü ocağı yenileme kararı almışlar. Hep birlikte Göztepesi'ndeki bir Arçelik mağazasının yolunu tutmuşlar. Ailesine yük olmak istemeyen Burcu, seçimini çabuk yapmış, zira kriteri netmiş: en ucuz ocağı almak. En düşük model bir ocağı alıp eve dönmüşler. Fakat İstanbul şartları malum, ocak ancak iki gün sonra teslim edilecekmiş. Kahramanımızın, kahramanımız kadar aceleci olan babası ocağın eve hemen gelemeyişine bozulmuş. Ertesi gün de kendi küçük şehrinin yolunu tutmuş. Ocak bir sonraki gün bağlanıp gaz kokusu mutfağı terk-i diyar edince ana babanın gönlü, çakmaklı ocak almış olma mutluluğu ile de kahramanımızın gönlü rahatlamış. Lakin kahramanımızın gönül rahatlığı 1 ay kadar sonra bozulmuş. Güzel güzel çakan ve pişiren ocak birden çalışmaz olmuş. Burcu herzamanki gibi "al işte gene beni buldu, daha yeni alınan ocak da bozuldu" diye kafiyeli bir yakınma ieşliğinde hemmen Arçelik servisinden bir randevu almış.
Şikayetiniz nedir efendim? Daha 1 ay önce aldığım ocak yanmıyor! Peki efendim, teknik servisimizi adresinize yönlendiriyoruz.
Neyse ki garanti kapsamında bozuldu diye sevinmiş Burcu. Günü gelip de servis kapıyı çaldığında Burcu şikayetini ezber etmiş bekliyormuş. Servis daha mutfağa girip de birkaç cümlelik hikayeyi dinlediğinde Burcu'ya: Öğretmen misiniz hanfendü, diye sormuş. Bu durum Burcu'yu sinir etmiş. Nerden belli ki, allah allaaaah. Fakat uzatmamak için he, demiş, servis de tahmin etmiştim diyerek uzatmış. Bu öğretmenlik havasından iyice bir rahatsız olan Burcu ocağın akıbetini öğrenmek için servisin başından ayrılmıyormuş. Servis birkaç kontrolden sonra tüpün yerini sormuş. Balkondaki tüpü yerinden oynatması ile Burcu Öğretmen'e teşhisi koyması bir olmuş:
-Tüpünüzle nerdeyse voleybol oynayacağız hanfendi. Tüpünüz bitmiş.
-Amadahayenideğiştirmiştimbiraydatüpbitermibendeocakyenioluncabozuldusandımamanayarabbiçoközürdilerimhayallah...

Kıssadan hisse: Ocak çalışmadığında ilk iş tüpü kontrol etmezsen garanti kapsamında ücretsiz bakımı sağlanabilecek ürün için gereksiz yere servis çağırma bedeli olan 28 TL'yi paşa paşa ödersin öğretmen hanım.

16 Nisan 2013 Salı

Sınavı tükettim gitti sandım ama tükenmemiş meğer!

Bugün İTÜ'deki kantinden zaralı bazı yüyecekler almak üzereyken bir kadınla karşılaşıyorum. Yanlış anlaşılmasın amma gözlerimiz birbirine kilitlendi desem yalan olmaz. Allahım ben bu kadını nerden tanıyorum? Öyle bir kilitlenme ki, şimdi tam hatırlayamasam da ağzımda "bi' dakka, nerden? nerden?" kadar yarım yamalak, biraz ukala,  şaşakalmanın etkisinde sözler dökülüyor. Kadın gözlerime yapışan gözlerini kurtarıp elindeki tabağı masaya bırakıyor ve "ben sizin sınavınıza girmiştim" diyor. Sınıfa girdiğimde bana istediğim yere oturamayacağımı ve 1 numara olduğumu söyleyen, turuncu pantolonu ve pazar demeden, sınav demeden geldiği bakımlı haliyle dikkatimi çeken gözetmen bu! O zaman kendisine birkaç dakika kafa yormuş, acaba hangi lisenin ne öğretmeni bu insan ve bu sınavda gözetmen olmanın ücreti kaç yüz lira diye düşünmekten kendimi alamamıştım.

Şimdi siz bana söyleyin, acaba bu bir tesadüf mü?

Kendisiyle kimsin, nesin konulu sohbetimizde İTÜ Şehircilik bölümünde hoca olduğunu öğreniyorum. Sınavımın iyi geçtiğini ama sıkıldığımı, sürenin sonuna dek oturmak zorunda kaldığımı anlatıyorum. O da bana ilk sırada olduğumdan beni iyi hatırladığını ve başlangıçta beni takip ettiğini ve böyle gidersem çabucak bitirip çıkacağımı düşündüğünü söylüyor. Arada adım Gülşah mıydı, diye soruyor ama adımı söyleyince hatırlıyor. Arkada 2 dakikada bir bütün kitapçığı sayfa sayfa çevirerek kendisini sinir eden bir kadın olduğunu ve belki onun adının Gülşah olduğunu söylüyor. Gülşah benim en yakın arkadaşlarımdan birinin adı üstelik. (Bak ama bu tesadüf). Birbirimize binanın hangi odalarında ve katlarında olduğumuzu söyleyip "beklerim hihi" diyerek ayrılıyoruz.

Sanıyorum ben bu sınavda ya 1. olacağım (var mı ki öyle birşey!) ya da 1 yanlış yapmış olacağım. Sadece 1 doğru yapmış olabileceğimin aklıma en son gelmesi ve sınavda tüm kitapçığı 2 dakikada bir sayfa sayfa çeviren kadının sesini duyamayacak kadar konsantre olabilmiş olmamdan güzel bir sonuç çıkarıyorum. Siz söyleyin, yepyeni bir sınav tüketicisi olarak ben Burcu, nasılım?
Bence fena değilim yani.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir Sınav Tüketicisi Olarak Ben Burcu Nasılım?

-->
Ben bilinçli, aklı başında, çalışkan, bu gibi durumlarda ne yapılacağını bilen bir sınav tüketicisiyim. Ben girdiğim her sınavın hem çalışma süreci raconunu hem de giriş raconunu iyi bilirim. Bu halimle sisteme mükemmel uyum sağlamış sadık bir sınav işçisiyim. Sınav benim ikinci zanaatim. 
 
Bu Pazar YDS’ye girdim. Bu defa herşey bambaşka oldu.
1.     Aylar öncesinden sınav tarihini tespit edip Sermin’e bir email ile bildirdim. Başvuru tarihi kafama kazınmıştı. İşte sanatımı konuşturmaya başlamıştım. Gün gelip çattığında bir sınav ustası olarak başvurumu ilk birkaç gün içinde yapacak, son güne bırakmayacak, oluşan kuyrukları belki öenmsiz haberler arasında görecektim. Fakat bir türlü gidip postaneye başvurumu yapamadım. Ertesi gün başvurunun son günüydü. Neyseki son gün de olsa programımı yapmıştım. Son günden bir önceki gün sabah işe biraz geç kaldım. Saat 9.30 civarı motordayken Sermin’den telefon geldi, saat 10’daki toplantı iptal edilmişti. Geç kalma huzursuzluğumu atmış mutlu bir insan olarak Sermin’e, ben de yoldayım, naber nasılsın, deyiverdim. Sermin de ÖSYM’den geliyorum, başvurunun son gününe kaldım, gibisinden birkaç lakırdı etti. Aman yarabbim, son başvuru yarın değil miydi! Hayatımda sorduğum en güzel soruyu bulmuştum artık: Sermin naber, nasılsın? Hemmen motordan Karaköy’de indim ve postanenin kuyruk muyruk olmayan sakin havası içerisinde başvurumu yapıverdim. Ohhh, kader ağlarını hem örmüş hem örmemişti.
2.     ÖSYM online sisteme geçmişti ve ben bir süre sonra sınav yerime bakmak için siteye giriş yaptım. Yer belli değildi. Allah allah diyerek Sermin’i aradım, bu sınav yeri ne zaman belli olur diye soracaktım. Tabi önce o güzel soruyu sordum. Naber Sermin, nasılsın? İyidir falan filan dedi sanıyorum yanılmıyorsam ama bana “çalışıyor musun?” gibi bir soru sordu. Ben de evet, okuldayım, gibi salak bir cevap verdim bu anlamadığım soruya. Neticesinde okulun dahili hattından konuşuyorduk. O da bana gene yanılmıyorsam, sınava çalışıyor musun diyorum, gibi bir şey dedi. Ben de hangi sınava diye sordum! Bu ikinci utancım olmayacaktı.
3.     Sermin’le konuşmamızı son hafta bir iki test çözeriz, e tabi çözeriz canım, diyerek bitirdik. Sermin bana da fotokopi yapacaktı soruları. Son hafta geldi çattı, biz test çözmedik. Kendimi tanıyamıyordum, ne olmuştu bana böyle?
4.     Bu arada yaklaşık bir ay öncesinden festivalde gideceğimiz bir filmin benim Pazar sabahı sınava girecek olmam sebebi ile Cumartesi seansına gitmemek konusunda benim dışımdaki 5 kişiyi ikna ettim. Sabah sınava gireceğim için filmden sonraki tatlı sohbeti kaçıracaktım ve kalbim buna dayanamazdı. Bu noktada zanaatimin doruklarındaydım. Son gece, Cumartesi gecesi, Ekoloji Kolektifi yararına düzenlenen bir konser dizisine gitmek konusunda yarım yamalak ikna oldum. 21.30’da başlayacaktı, hep dinlemek istediğim arkadaşımın grubu olan Umut Töre Bandosu’nu dinleyip çıkacaktım. En geç 23.00 gibi yolda olacaktım zaten.
5.     Saat 22.30 oldu ama bando çıkmadı. 23.00 oldu, yarım saate çıkarız dedi Umut. Ama git sen, benden ötürü kalma, vicdanım rahat etmez, dedi. Fakat ben önceki müziklerle dans etmeye, ayda yılda bir içtiğim birayı içmeye ve bandoyu beklemeye devam ediyordum. Umut, herşey senin için diyerek sahneye çıktığında saatler yaklaşı 23.30’u gösteriyordu. Bense gecemi yarın sabah sınava gireceğim ulan ben, nidalarıyla hem kendime hem etrafımdakilere dar ederek de geçiriyordum. Bando çıktı, iyi ki kalmıştım. İlk şarkıları içimi burktu ve bir doğulu şahsiyetiyle bu burukluktan müthiş bir tat aldım.
6.     Yaklaşık 1.30’da evdeydim. Sabah 7.45’te kalkacaktım. 9.00 gibi orda olsam yeterdi zaten. Hemen haritada yer tespiti yaptım. Haritaları cep telefonuma indirdim. Halbuki sabah hatırlayacaktım: cep telefonumu evde bırakmam gerekiyordu. Zanaat bunu emrediyordu. Sabah şiş gözlerle kalktım, 8.15’te taksiyi arayıp adresi bilip bilmediklerini tespit ettim. 8.30’da pastanenin önüne bir taksi sipariş ettim. Ne de olsa taksinin tekeri patlayıp yolda kalabilirdim. Yahut sınav yerini bulamayabilirdim. Sınav trafiği zaten olacaktı. Pastaneden kahvaltımı alıp okula varmam tahminen 15 dakika sürdü. 8.40 gibi ordaydım. İşte bir ustalık örneği daha. Geç kalmaktan iyiydi neticede.



7.     Kapıdaki polislerden içeri anahtar sokamayacağımı öğrendim. Anahtarı bahçedeki çay masasına bırakmaya karar verdim. Çaycı anahtarıma bir numara yapıştırdı. Numarayı okuyamadım, birşeye benzemiyor kaç bu, dedim. 1 numara 1 dedi adam. İlk emanet eden bendim. Şaşırdım birden ama nasıl şaşırdım ki buna anlamadım.
8.     Girişte sıram gelince çanta da olmaz dendi. İçinde sadece cüzdanım vardı. Geri gidip çantayı da bıraktım. Sıram tekrar gelmeye yakın cebimden bazı kartlar çıktı. Geri gidip onu da bıraktım. Sağ salim salona girdim sonunda. ÖSYM iyice psikopata bağlamış, alyans dışında takıya bile izin vermiyordu. Devlet evliliği kutsuyordu. Kalem, kağıt, şeker, peçete filan hep içerde veriliyordu. Sınav kamerayla kayda alınıyordu. İçeri girdiğimde bana kimse yol göstermeyince bir sınav sanatkarı olduğumu unutup, istediğim yere oturabilir miyim, diye sordum. Görevli, hayır, deyip renkli bile basmaya tenezzül etmediğim, peruklu gibi göründüğüm aptal giriş kağıdımdaki numaraya baktı. 1 numaradaydım. Bu 1, bir işaret miydi? Ben nasıl olur da kağıdımda yazılan numaraya bakmayı bile akıl edememiştim? Bambaşka biri mi oluyordum yoksa?
9.     Sınav süresince erken çıkacağımı sanmış, uykulu gözlerimden, toparlayamadığım dikkatimden ve aklımdaki bir sürü başka şeyden ötürü son dakikaya kadar ancak bitirebilmiştim sınavı. Hayatımda hiçbir sınavda bu kadar alakasız başka şeyi düşünmemiş yahut sıkılmamıştım. Ufak bir eski alışkanlık olan sınava giriş karın ağrım bile çabucak geçmişti. Sınav hiç umrumda değildi, uzun paragrafları okumaya müthiş üşeniyordum.
10.  Neticede sınavım fena gitmemiş olarak çıktım. Emanetçiden çantayı alırken 1 numaranın bendeki kopyasını çantada unuttuğumu hatırladım. Çaycı amca, hiç sorun değil, biz seni hatırladık dedi. Nasıl unutabilirdi ki, emanet alınıp alınmadığını sormak dahil tam 3 defa gidip gelmiştim. Bu halim eski benden kalan bir özellikti ancak ben, artık ben değildim. Üstekil sınav gene de kötü gitmemişti. Peki ben kimdim ve bu yeni Burcu nasıldı?