Ben bilinçli,
aklı başında, çalışkan, bu gibi durumlarda ne yapılacağını bilen bir sınav
tüketicisiyim. Ben girdiğim her sınavın hem çalışma süreci raconunu hem de
giriş raconunu iyi bilirim. Bu halimle sisteme mükemmel uyum sağlamış sadık bir
sınav işçisiyim. Sınav benim ikinci zanaatim.
Bu Pazar YDS’ye
girdim. Bu defa herşey bambaşka oldu.
1.
Aylar
öncesinden sınav tarihini tespit edip Sermin’e bir email ile bildirdim. Başvuru
tarihi kafama kazınmıştı. İşte sanatımı konuşturmaya başlamıştım. Gün gelip
çattığında bir sınav ustası olarak başvurumu ilk birkaç gün içinde yapacak, son
güne bırakmayacak, oluşan kuyrukları belki öenmsiz haberler arasında
görecektim. Fakat bir türlü gidip postaneye başvurumu yapamadım. Ertesi gün
başvurunun son günüydü. Neyseki son gün de olsa programımı yapmıştım. Son
günden bir önceki gün sabah işe biraz geç kaldım. Saat 9.30 civarı motordayken
Sermin’den telefon geldi, saat 10’daki toplantı iptal edilmişti. Geç kalma
huzursuzluğumu atmış mutlu bir insan olarak Sermin’e, ben de yoldayım, naber
nasılsın, deyiverdim. Sermin de ÖSYM’den geliyorum, başvurunun son gününe
kaldım, gibisinden birkaç lakırdı etti. Aman yarabbim, son başvuru yarın değil miydi!
Hayatımda sorduğum en güzel soruyu bulmuştum artık: Sermin naber, nasılsın?
Hemmen motordan Karaköy’de indim ve postanenin kuyruk muyruk olmayan sakin
havası içerisinde başvurumu yapıverdim. Ohhh, kader ağlarını hem örmüş hem
örmemişti.
2.
ÖSYM
online sisteme geçmişti ve ben bir süre sonra sınav yerime bakmak için siteye
giriş yaptım. Yer belli değildi. Allah allah diyerek Sermin’i aradım, bu sınav
yeri ne zaman belli olur diye soracaktım. Tabi önce o güzel soruyu sordum.
Naber Sermin, nasılsın? İyidir falan filan dedi sanıyorum yanılmıyorsam ama bana
“çalışıyor musun?” gibi bir soru sordu. Ben de evet, okuldayım, gibi salak bir
cevap verdim bu anlamadığım soruya. Neticesinde okulun dahili hattından
konuşuyorduk. O da bana gene yanılmıyorsam, sınava çalışıyor musun diyorum,
gibi bir şey dedi. Ben de hangi sınava diye sordum! Bu ikinci utancım
olmayacaktı.
3.
Sermin’le
konuşmamızı son hafta bir iki test çözeriz, e tabi çözeriz canım, diyerek
bitirdik. Sermin bana da fotokopi yapacaktı soruları. Son hafta geldi çattı,
biz test çözmedik. Kendimi tanıyamıyordum, ne olmuştu bana böyle?
4.
Bu
arada yaklaşık bir ay öncesinden festivalde gideceğimiz bir filmin benim Pazar
sabahı sınava girecek olmam sebebi ile Cumartesi seansına gitmemek konusunda
benim dışımdaki 5 kişiyi ikna ettim. Sabah sınava gireceğim için filmden
sonraki tatlı sohbeti kaçıracaktım ve kalbim buna dayanamazdı. Bu noktada
zanaatimin doruklarındaydım. Son gece, Cumartesi gecesi, Ekoloji Kolektifi
yararına düzenlenen bir konser dizisine gitmek konusunda yarım yamalak ikna
oldum. 21.30’da başlayacaktı, hep dinlemek istediğim arkadaşımın grubu olan
Umut Töre Bandosu’nu dinleyip çıkacaktım. En geç 23.00 gibi yolda olacaktım
zaten.
5.
Saat
22.30 oldu ama bando çıkmadı. 23.00 oldu, yarım saate çıkarız dedi Umut. Ama
git sen, benden ötürü kalma, vicdanım rahat etmez, dedi. Fakat ben önceki
müziklerle dans etmeye, ayda yılda bir içtiğim birayı içmeye ve bandoyu
beklemeye devam ediyordum. Umut, herşey senin için diyerek sahneye çıktığında
saatler yaklaşı 23.30’u gösteriyordu. Bense gecemi yarın sabah sınava gireceğim
ulan ben, nidalarıyla hem kendime hem etrafımdakilere dar ederek de
geçiriyordum. Bando çıktı, iyi ki kalmıştım. İlk şarkıları içimi burktu ve bir
doğulu şahsiyetiyle bu burukluktan müthiş bir tat aldım.
6.
Yaklaşık
1.30’da evdeydim. Sabah 7.45’te kalkacaktım. 9.00 gibi orda olsam yeterdi
zaten. Hemen haritada yer tespiti yaptım. Haritaları cep telefonuma indirdim.
Halbuki sabah hatırlayacaktım: cep telefonumu evde bırakmam gerekiyordu. Zanaat
bunu emrediyordu. Sabah şiş gözlerle kalktım, 8.15’te taksiyi arayıp adresi
bilip bilmediklerini tespit ettim. 8.30’da pastanenin önüne bir taksi sipariş
ettim. Ne de olsa taksinin tekeri patlayıp yolda kalabilirdim. Yahut sınav
yerini bulamayabilirdim. Sınav trafiği zaten olacaktı. Pastaneden kahvaltımı
alıp okula varmam tahminen 15 dakika sürdü. 8.40 gibi ordaydım. İşte bir
ustalık örneği daha. Geç kalmaktan iyiydi neticede.
7.
Kapıdaki
polislerden içeri anahtar sokamayacağımı öğrendim. Anahtarı bahçedeki çay
masasına bırakmaya karar verdim. Çaycı anahtarıma bir numara yapıştırdı.
Numarayı okuyamadım, birşeye benzemiyor kaç bu, dedim. 1 numara 1 dedi adam.
İlk emanet eden bendim. Şaşırdım birden ama nasıl şaşırdım ki buna anlamadım.
8.
Girişte
sıram gelince çanta da olmaz dendi. İçinde sadece cüzdanım vardı. Geri gidip çantayı
da bıraktım. Sıram tekrar gelmeye yakın cebimden bazı kartlar çıktı. Geri gidip
onu da bıraktım. Sağ salim salona girdim sonunda. ÖSYM iyice psikopata
bağlamış, alyans dışında takıya bile izin vermiyordu. Devlet evliliği
kutsuyordu. Kalem, kağıt, şeker, peçete filan hep içerde veriliyordu. Sınav
kamerayla kayda alınıyordu. İçeri girdiğimde bana kimse yol göstermeyince bir
sınav sanatkarı olduğumu unutup, istediğim yere oturabilir miyim, diye sordum.
Görevli, hayır, deyip renkli bile basmaya tenezzül etmediğim, peruklu gibi
göründüğüm aptal giriş kağıdımdaki numaraya baktı. 1 numaradaydım. Bu 1, bir
işaret miydi? Ben nasıl olur da kağıdımda yazılan numaraya bakmayı bile akıl
edememiştim? Bambaşka biri mi oluyordum yoksa?
9.
Sınav
süresince erken çıkacağımı sanmış, uykulu gözlerimden, toparlayamadığım
dikkatimden ve aklımdaki bir sürü başka şeyden ötürü son dakikaya kadar ancak
bitirebilmiştim sınavı. Hayatımda hiçbir sınavda bu kadar alakasız başka şeyi
düşünmemiş yahut sıkılmamıştım. Ufak bir eski alışkanlık olan sınava giriş
karın ağrım bile çabucak geçmişti. Sınav hiç umrumda değildi, uzun paragrafları
okumaya müthiş üşeniyordum.
10.
Neticede
sınavım fena gitmemiş olarak çıktım. Emanetçiden çantayı alırken 1 numaranın bendeki kopyasını çantada unuttuğumu hatırladım. Çaycı amca, hiç sorun değil, biz seni hatırladık dedi. Nasıl unutabilirdi ki, emanet alınıp alınmadığını sormak dahil tam 3 defa gidip gelmiştim. Bu halim eski benden kalan bir özellikti ancak ben, artık ben değildim. Üstekil sınav gene de
kötü gitmemişti. Peki ben kimdim ve bu yeni Burcu nasıldı?



tamam herşey 0sYm'nin güzelliği de sen o 1'i nasıl okuyamadın ya? kantinciler oradan hatırladı bence seni. o ilk birayı içmeyecektin burcu. ama o da senin artık sen olmadığının (sınavdan önceki) son işareti gibi bir taraftan da. "it's a sign"
YanıtlaSilfotoğraf da şahane yani.