8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir Sınav Tüketicisi Olarak Ben Burcu Nasılım?

-->
Ben bilinçli, aklı başında, çalışkan, bu gibi durumlarda ne yapılacağını bilen bir sınav tüketicisiyim. Ben girdiğim her sınavın hem çalışma süreci raconunu hem de giriş raconunu iyi bilirim. Bu halimle sisteme mükemmel uyum sağlamış sadık bir sınav işçisiyim. Sınav benim ikinci zanaatim. 
 
Bu Pazar YDS’ye girdim. Bu defa herşey bambaşka oldu.
1.     Aylar öncesinden sınav tarihini tespit edip Sermin’e bir email ile bildirdim. Başvuru tarihi kafama kazınmıştı. İşte sanatımı konuşturmaya başlamıştım. Gün gelip çattığında bir sınav ustası olarak başvurumu ilk birkaç gün içinde yapacak, son güne bırakmayacak, oluşan kuyrukları belki öenmsiz haberler arasında görecektim. Fakat bir türlü gidip postaneye başvurumu yapamadım. Ertesi gün başvurunun son günüydü. Neyseki son gün de olsa programımı yapmıştım. Son günden bir önceki gün sabah işe biraz geç kaldım. Saat 9.30 civarı motordayken Sermin’den telefon geldi, saat 10’daki toplantı iptal edilmişti. Geç kalma huzursuzluğumu atmış mutlu bir insan olarak Sermin’e, ben de yoldayım, naber nasılsın, deyiverdim. Sermin de ÖSYM’den geliyorum, başvurunun son gününe kaldım, gibisinden birkaç lakırdı etti. Aman yarabbim, son başvuru yarın değil miydi! Hayatımda sorduğum en güzel soruyu bulmuştum artık: Sermin naber, nasılsın? Hemmen motordan Karaköy’de indim ve postanenin kuyruk muyruk olmayan sakin havası içerisinde başvurumu yapıverdim. Ohhh, kader ağlarını hem örmüş hem örmemişti.
2.     ÖSYM online sisteme geçmişti ve ben bir süre sonra sınav yerime bakmak için siteye giriş yaptım. Yer belli değildi. Allah allah diyerek Sermin’i aradım, bu sınav yeri ne zaman belli olur diye soracaktım. Tabi önce o güzel soruyu sordum. Naber Sermin, nasılsın? İyidir falan filan dedi sanıyorum yanılmıyorsam ama bana “çalışıyor musun?” gibi bir soru sordu. Ben de evet, okuldayım, gibi salak bir cevap verdim bu anlamadığım soruya. Neticesinde okulun dahili hattından konuşuyorduk. O da bana gene yanılmıyorsam, sınava çalışıyor musun diyorum, gibi bir şey dedi. Ben de hangi sınava diye sordum! Bu ikinci utancım olmayacaktı.
3.     Sermin’le konuşmamızı son hafta bir iki test çözeriz, e tabi çözeriz canım, diyerek bitirdik. Sermin bana da fotokopi yapacaktı soruları. Son hafta geldi çattı, biz test çözmedik. Kendimi tanıyamıyordum, ne olmuştu bana böyle?
4.     Bu arada yaklaşık bir ay öncesinden festivalde gideceğimiz bir filmin benim Pazar sabahı sınava girecek olmam sebebi ile Cumartesi seansına gitmemek konusunda benim dışımdaki 5 kişiyi ikna ettim. Sabah sınava gireceğim için filmden sonraki tatlı sohbeti kaçıracaktım ve kalbim buna dayanamazdı. Bu noktada zanaatimin doruklarındaydım. Son gece, Cumartesi gecesi, Ekoloji Kolektifi yararına düzenlenen bir konser dizisine gitmek konusunda yarım yamalak ikna oldum. 21.30’da başlayacaktı, hep dinlemek istediğim arkadaşımın grubu olan Umut Töre Bandosu’nu dinleyip çıkacaktım. En geç 23.00 gibi yolda olacaktım zaten.
5.     Saat 22.30 oldu ama bando çıkmadı. 23.00 oldu, yarım saate çıkarız dedi Umut. Ama git sen, benden ötürü kalma, vicdanım rahat etmez, dedi. Fakat ben önceki müziklerle dans etmeye, ayda yılda bir içtiğim birayı içmeye ve bandoyu beklemeye devam ediyordum. Umut, herşey senin için diyerek sahneye çıktığında saatler yaklaşı 23.30’u gösteriyordu. Bense gecemi yarın sabah sınava gireceğim ulan ben, nidalarıyla hem kendime hem etrafımdakilere dar ederek de geçiriyordum. Bando çıktı, iyi ki kalmıştım. İlk şarkıları içimi burktu ve bir doğulu şahsiyetiyle bu burukluktan müthiş bir tat aldım.
6.     Yaklaşık 1.30’da evdeydim. Sabah 7.45’te kalkacaktım. 9.00 gibi orda olsam yeterdi zaten. Hemen haritada yer tespiti yaptım. Haritaları cep telefonuma indirdim. Halbuki sabah hatırlayacaktım: cep telefonumu evde bırakmam gerekiyordu. Zanaat bunu emrediyordu. Sabah şiş gözlerle kalktım, 8.15’te taksiyi arayıp adresi bilip bilmediklerini tespit ettim. 8.30’da pastanenin önüne bir taksi sipariş ettim. Ne de olsa taksinin tekeri patlayıp yolda kalabilirdim. Yahut sınav yerini bulamayabilirdim. Sınav trafiği zaten olacaktı. Pastaneden kahvaltımı alıp okula varmam tahminen 15 dakika sürdü. 8.40 gibi ordaydım. İşte bir ustalık örneği daha. Geç kalmaktan iyiydi neticede.



7.     Kapıdaki polislerden içeri anahtar sokamayacağımı öğrendim. Anahtarı bahçedeki çay masasına bırakmaya karar verdim. Çaycı anahtarıma bir numara yapıştırdı. Numarayı okuyamadım, birşeye benzemiyor kaç bu, dedim. 1 numara 1 dedi adam. İlk emanet eden bendim. Şaşırdım birden ama nasıl şaşırdım ki buna anlamadım.
8.     Girişte sıram gelince çanta da olmaz dendi. İçinde sadece cüzdanım vardı. Geri gidip çantayı da bıraktım. Sıram tekrar gelmeye yakın cebimden bazı kartlar çıktı. Geri gidip onu da bıraktım. Sağ salim salona girdim sonunda. ÖSYM iyice psikopata bağlamış, alyans dışında takıya bile izin vermiyordu. Devlet evliliği kutsuyordu. Kalem, kağıt, şeker, peçete filan hep içerde veriliyordu. Sınav kamerayla kayda alınıyordu. İçeri girdiğimde bana kimse yol göstermeyince bir sınav sanatkarı olduğumu unutup, istediğim yere oturabilir miyim, diye sordum. Görevli, hayır, deyip renkli bile basmaya tenezzül etmediğim, peruklu gibi göründüğüm aptal giriş kağıdımdaki numaraya baktı. 1 numaradaydım. Bu 1, bir işaret miydi? Ben nasıl olur da kağıdımda yazılan numaraya bakmayı bile akıl edememiştim? Bambaşka biri mi oluyordum yoksa?
9.     Sınav süresince erken çıkacağımı sanmış, uykulu gözlerimden, toparlayamadığım dikkatimden ve aklımdaki bir sürü başka şeyden ötürü son dakikaya kadar ancak bitirebilmiştim sınavı. Hayatımda hiçbir sınavda bu kadar alakasız başka şeyi düşünmemiş yahut sıkılmamıştım. Ufak bir eski alışkanlık olan sınava giriş karın ağrım bile çabucak geçmişti. Sınav hiç umrumda değildi, uzun paragrafları okumaya müthiş üşeniyordum.
10.  Neticede sınavım fena gitmemiş olarak çıktım. Emanetçiden çantayı alırken 1 numaranın bendeki kopyasını çantada unuttuğumu hatırladım. Çaycı amca, hiç sorun değil, biz seni hatırladık dedi. Nasıl unutabilirdi ki, emanet alınıp alınmadığını sormak dahil tam 3 defa gidip gelmiştim. Bu halim eski benden kalan bir özellikti ancak ben, artık ben değildim. Üstekil sınav gene de kötü gitmemişti. Peki ben kimdim ve bu yeni Burcu nasıldı?

1 yorum:

  1. tamam herşey 0sYm'nin güzelliği de sen o 1'i nasıl okuyamadın ya? kantinciler oradan hatırladı bence seni. o ilk birayı içmeyecektin burcu. ama o da senin artık sen olmadığının (sınavdan önceki) son işareti gibi bir taraftan da. "it's a sign"

    fotoğraf da şahane yani.

    YanıtlaSil