25 Ekim 2013 Cuma

Saçları İstediğinden Çok Çok Daha Kısa Kesilmiş Bir Kadının Dramı


            Oysa ki o gün, akşam taze fasülye pişirip yanına yeşil salata yapmayı planlayacak kadar dinlenmiş ve mutluydu. Peki hayat nasıldı? Herzamanki gibi: sürprizlerle dolu!

            O sabah dokuz saatlik uykunun ardından ne kadar dinç uyandığına şaşkın bir şekilde yataktan çıkmıştı. İstediğinden fazla uyumuştu ama buna canını sıkmadı. Atölyeye gitmeden yeni aldığı gözlüklere cam taktırmak için Kuledibi’ndeki gözlükçülerden birine girdi. SGK’dan faydalanarak sadece 35 TL verecek olması pek hoşuna gitmişti. Ancak daha da hoşuna giden gözlüğün beş dakika olarak tabir edilen, takriben 15 dakika olan bir sürede hazır olacak olmasıydı. Atölye kapısında bekleyen öğrencisini daha fazla bekletmemek için çerçeveyi bırakıp öğlen almak istediğini söylemişti. Herşeyi çok iyi bildiğini sandığı ve genelde de pek yanılmadığı için gözlükçüye, odak noktalarımı işaretlemeyecek misiniz, diye sordu. Bu defa yanılmıştı. Türkiye gelişmekte, odak noktaları artık reçeteye işaretlenmekteydi. Sevinç içerisinde dükkandan çıktı. Ders sonrası öğrencileriyle yemek yeme kararı almışlardı. Gözlüğünü alması sadece 3 dakika sürecekti. Gittiğinde hayat yeni bir sürpriz yapmıştı. Türkiye gelişiyor gibi görünse de yerinde saymaktaydı. Reçetede odak noktaları işaretlenmemiş, bu nedenle de gözlük camları kesilememişti. Kendinden emin gözlükçü çalışanı o sırada orada bulunmamaktaydı. Sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Odak noktalarının eski teknolojiyle çabucak belirlenmesinden sonra –yeni teknoloji mevcuttu ancak onun vakti yoktu, eskisine mahkum olmak da acaba kimin suçuydu- 5 dakika diye tabir edilen sürede camlar kesildi. Bu herkese göre farklılık gösterebilen süre içerisinde öğrencilerini bekletiyor olmanın verdiği stresle 5 yıl kadar yaşlandığını hissetti. Neyse ki gözlük güzel olmuştu. Haklı çıkmanın verdiği sinir bozukluğuyla üst üste, camların numalarının aynı olup olmadığını, doğru camın doğru numara ayarlandığını filan kontrol ettirdi durdu. Gözlükçünün kabahati büyüktü, sinirlenmeye hakkı yoktu, alttan aldı. Üstüne üstlük bir de SGK için düzenlenen belge normalde sürdüğü gibi 3 dakika sürdüğünden sabrı daha da taşacak gibi oldu. Bunu hisseden gözlükçü imzasını atıp adresini yazdığı için ona “elinize sağlık” bile dedi. Bu ezikliği farkettiği için gözlükçü personeline güler yüzle dükkandan çıkmayı hediye etti.
            Güzel öğle yemeği, güzel hava sıcaklığı, güzel gözlük, güzel kahve ve güzel sohbet hayat güzelmiş gibi hissettirmişti. Bu güzellikleri bir de aslında o an gayet güzel olan ama birazcık uzamış saçlarını kestirerek taçlandırmayı düşündü. Kuaför dönüşü de taze fasülye pişirecekti.
            Kuaför herzaman yaptığı gibi onu tiksindiren şeyi yaptı, yanaklarından öptü. Neyse, hayat güzeldi. Daha saçlar kuruyken istediğini tarif etti. Adama güveniyordu. Üç yıldır kendisinden gayet memnundu. Kuaför bu güveni hissetmişti ve hissetmez olaydı. Adam onu, bekleyen birkaç kişinin önüne geçirecek denli seviyordu. Fakat bunun nedeni daha sonraki bölümlerde anlatılacak belki. Saçı kesmesi beş dakika sürdü. Kız bunu ifade ettiğinde adam şirinlik yapıp,  beş değil üç, dedi. Ön kısım uzun bırakıldığından arkada olanlardan haberdar olmayan kız o sırada mutluluğunun son saniyelerini yaşadığını bilmiyordu. Fakat kafasının umduğundan biraz fazla hafiflediğini hisseder gibi olmuştu. Kesim işlemi bitip arkayı görme aynası geldiğinde olan oldu: 22 sene önce bitlendiğinde ilaçlar fayda etmemiş saçları kısacık kesilmek zorunda kalmıştı. Hayalinde o an ağlamaklı olduğu ve bunu kuaföre ve annesine hissettirmemeyi başardığı şeklinde kalmıştı hep. Oysa annesi bu hikayeyi anlatırken hep “ne çok ağlamıştı o zaman” diye bahsederdi başkalarına. İşte 22 yıl önceki o andaki kalp sıkışması, boğaz düğümlenmesi, göz yaşarması hali gene kendini hissettiriyordu. Ağlamak isteğini bastırmak için kuaföre bu hikayeyi bile anlattı, hem de gülümseyerek. Ancak o an çok pişman ve mutsuz olduğunu da ifade etmeden geçemedi, hem de gülümseyerek. Adam sevdiği müşterisini mutsuz ettiğini görmenin can havliyle saçı düzeltmek adına biraz daha kırpmaya başladı. Kızın koltuğa yaslanmış rahat oturan sırtı artık yaslanmıyordu. Baston yutmuş gibi, koltuktan her an kalkacak gibi, n’olur bana bunu da yapma, der gibi bir hali vardı. Adam son toparlama darbelerini atarken kızcağızın yüreğinden trenler kalkıyor, trenlerin hepsi çok uzaklara gidiyor, tren yolcularının tamamı ve istasyonda bıraktıkları insanlar hep hep hep ağlıyorlardı. Göz yaşları sel olmuş yüreğine akıyordu. Yüzü acı acı gülümsüyor, saçma sapan sözlerle kendini ve hatta kuaförü rahatlatmaya çalışıyordu. Dükkandan ayrılmasından önce geçen son 7 dakika filan adamın gözlerine bakamadı. Bir daha bakabilecek miydi ondan da emin değildi.
            Eve geldiğinde hemen duşa girdi ve kuaförde dökemediği gözyaşlarını duşta dökmeye başladı. Bir ara çocuk gibi bir uluma bile olmuştu. Bu kadar mutluyken nasıl da bu hale gelebilmişti! Belki de kadınsal dönem başlangıcının etkisi olabilir miydi?
            Aynada kafasına yandan baktığında bir yeşil fasülyenin içi gibi görünmesi bir tesadüf müydü?
            Artık saat fasülye pişirmek için çok geçti. Pişirmedi.