Oysa
ki o gün, akşam taze fasülye pişirip yanına yeşil salata yapmayı planlayacak
kadar dinlenmiş ve mutluydu. Peki hayat nasıldı? Herzamanki gibi: sürprizlerle
dolu!
O
sabah dokuz saatlik uykunun ardından ne kadar dinç uyandığına şaşkın bir
şekilde yataktan çıkmıştı. İstediğinden fazla uyumuştu ama buna canını sıkmadı.
Atölyeye gitmeden yeni aldığı gözlüklere cam taktırmak için Kuledibi’ndeki
gözlükçülerden birine girdi. SGK’dan faydalanarak sadece 35 TL verecek olması
pek hoşuna gitmişti. Ancak daha da hoşuna giden gözlüğün beş dakika olarak
tabir edilen, takriben 15 dakika olan bir sürede hazır olacak olmasıydı. Atölye
kapısında bekleyen öğrencisini daha fazla bekletmemek için çerçeveyi bırakıp
öğlen almak istediğini söylemişti. Herşeyi çok iyi bildiğini sandığı ve genelde
de pek yanılmadığı için gözlükçüye, odak noktalarımı işaretlemeyecek misiniz,
diye sordu. Bu defa yanılmıştı. Türkiye gelişmekte, odak noktaları artık
reçeteye işaretlenmekteydi. Sevinç içerisinde dükkandan çıktı. Ders sonrası
öğrencileriyle yemek yeme kararı almışlardı. Gözlüğünü alması sadece 3 dakika
sürecekti. Gittiğinde hayat yeni bir sürpriz yapmıştı. Türkiye gelişiyor gibi
görünse de yerinde saymaktaydı. Reçetede odak noktaları işaretlenmemiş, bu
nedenle de gözlük camları kesilememişti. Kendinden emin gözlükçü çalışanı o
sırada orada bulunmamaktaydı. Sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Odak
noktalarının eski teknolojiyle çabucak belirlenmesinden sonra –yeni teknoloji
mevcuttu ancak onun vakti yoktu, eskisine mahkum olmak da acaba kimin suçuydu-
5 dakika diye tabir edilen sürede camlar kesildi. Bu herkese göre farklılık
gösterebilen süre içerisinde öğrencilerini bekletiyor olmanın verdiği stresle 5 yıl
kadar yaşlandığını hissetti. Neyse ki gözlük güzel olmuştu. Haklı çıkmanın
verdiği sinir bozukluğuyla üst üste, camların numalarının aynı olup olmadığını,
doğru camın doğru numara ayarlandığını filan kontrol ettirdi durdu. Gözlükçünün
kabahati büyüktü, sinirlenmeye hakkı yoktu, alttan aldı. Üstüne üstlük bir de SGK
için düzenlenen belge normalde sürdüğü gibi 3 dakika sürdüğünden sabrı daha da
taşacak gibi oldu. Bunu hisseden gözlükçü imzasını atıp adresini yazdığı için
ona “elinize sağlık” bile dedi. Bu ezikliği farkettiği için gözlükçü
personeline güler yüzle dükkandan çıkmayı hediye etti.
Güzel
öğle yemeği, güzel hava sıcaklığı, güzel gözlük, güzel kahve ve güzel sohbet
hayat güzelmiş gibi hissettirmişti. Bu güzellikleri bir de aslında o an gayet
güzel olan ama birazcık uzamış saçlarını kestirerek taçlandırmayı düşündü.
Kuaför dönüşü de taze fasülye pişirecekti.
Kuaför
herzaman yaptığı gibi onu tiksindiren şeyi yaptı, yanaklarından öptü. Neyse,
hayat güzeldi. Daha saçlar kuruyken istediğini tarif etti. Adama güveniyordu.
Üç yıldır kendisinden gayet memnundu. Kuaför bu güveni hissetmişti ve hissetmez
olaydı. Adam onu, bekleyen birkaç kişinin önüne geçirecek denli seviyordu. Fakat
bunun nedeni daha sonraki bölümlerde anlatılacak belki. Saçı kesmesi beş dakika
sürdü. Kız bunu ifade ettiğinde adam şirinlik yapıp, beş değil üç, dedi. Ön kısım uzun bırakıldığından arkada
olanlardan haberdar olmayan kız o sırada mutluluğunun son saniyelerini
yaşadığını bilmiyordu. Fakat kafasının umduğundan biraz fazla hafiflediğini
hisseder gibi olmuştu. Kesim işlemi bitip arkayı görme aynası geldiğinde olan
oldu: 22 sene önce bitlendiğinde ilaçlar fayda etmemiş saçları kısacık kesilmek
zorunda kalmıştı. Hayalinde o an ağlamaklı olduğu ve bunu kuaföre ve annesine
hissettirmemeyi başardığı şeklinde kalmıştı hep. Oysa annesi bu hikayeyi
anlatırken hep “ne çok ağlamıştı o zaman” diye bahsederdi başkalarına. İşte 22
yıl önceki o andaki kalp sıkışması, boğaz düğümlenmesi, göz yaşarması hali gene
kendini hissettiriyordu. Ağlamak isteğini bastırmak için kuaföre bu hikayeyi
bile anlattı, hem de gülümseyerek. Ancak o an çok pişman ve mutsuz olduğunu da
ifade etmeden geçemedi, hem de gülümseyerek. Adam sevdiği müşterisini mutsuz
ettiğini görmenin can havliyle saçı düzeltmek adına biraz daha kırpmaya
başladı. Kızın koltuğa yaslanmış rahat oturan sırtı artık yaslanmıyordu. Baston
yutmuş gibi, koltuktan her an kalkacak gibi, n’olur bana bunu da yapma, der gibi
bir hali vardı. Adam son toparlama darbelerini atarken kızcağızın yüreğinden
trenler kalkıyor, trenlerin hepsi çok uzaklara gidiyor, tren yolcularının
tamamı ve istasyonda bıraktıkları insanlar hep hep hep ağlıyorlardı. Göz
yaşları sel olmuş yüreğine akıyordu. Yüzü acı acı gülümsüyor, saçma sapan
sözlerle kendini ve hatta kuaförü rahatlatmaya çalışıyordu. Dükkandan
ayrılmasından önce geçen son 7 dakika filan adamın gözlerine bakamadı. Bir daha
bakabilecek miydi ondan da emin değildi.
Eve
geldiğinde hemen duşa girdi ve kuaförde dökemediği gözyaşlarını duşta dökmeye
başladı. Bir ara çocuk gibi bir uluma bile olmuştu. Bu kadar mutluyken nasıl da
bu hale gelebilmişti! Belki de kadınsal dönem başlangıcının etkisi olabilir
miydi?
Aynada
kafasına yandan baktığında bir yeşil fasülyenin içi gibi görünmesi bir tesadüf
müydü?
Artık
saat fasülye pişirmek için çok geçti. Pişirmedi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder